Anne Yasaları

Yazan: Salime Tarihçi

ANNE YASALARI

Hamilelik dönemi fiziksel, ruhsal ve toplumsal olarak değişim dönüşüm dönemidir. Çalışan kadınlar için ise durum bunların yanında iş koşullarından kaynaklı olabilecek tehditleri anlamak, hamilelik süreci, doğum ve doğum sonrasını planlamakla geçer. Hamile, loğusa ve emziren kadınlar için çalışma koşullarının güvenilir olup olmadığı, özel durumu nedeniyle işten çıkarılıp çıkarılmayacağı veya dönüşte bildiği işi bıraktığı yerden devam edip edemeyeceği kadın çalışmalarının ve işçi sağlığı/iş güvenliği konularıyla ilgili çalışanların özel ilgi alanıdır.

Kadın çalışanların özel durumlarında sağlık ve güvenliğini tehdit etmeyen, gece çalışmaya zorlanmadıkları, ortamda kurşun gibi ağır ve zehirleyebilecek metallerin olmadığı, iyonize radyasyon ve toxoplazma enfeksiyonu ile karşılaşma risklerinden korunduğu koşullar altında sağlıklı yürütülen gebelikte yasalar oldukça değerlidir.

Gebe kadın, gebelikle ilgili sağlık kontrollerinde yasal olarak izinli sayılır. Sağlığını tehdit eden koşullarda başka birimde istihdam edilir. Örneğin, radyoloji bölümünde çalışıyorsa; direk çekimden radyasyonsuz alana kaydırılır. Çok gürültülü, yüksek basınç altında ve ayakta yapılan işlerden muaf tutulur. Yasal olarak olması gereken bazen idarenin hamileyi ihmali veya istismarı sorucunda uygulanmayabilir. İşini korumak, bilmemek veya korku nedeniyle kadın işçi haklarını kullanamayabilir. Bu davranış hem yasal hem de vicdanen suçtur. Böyle durumlara tanık olan kadınların gebeyi korumak için işbirliği yapmaları sosyal baskı olarak işe yaramaktadır.

Kadınların gebelik dönemlerinde ve sonrasında izin kullanma hakları vardır. İş yasasının 74. maddesine göre üç haftasını doğum öncesi kullanması koşuluyla toplam on altı hafta doğum izini vardır. Doğum öncesi ve sonrası için sekizer hafta düşünülen izin gebenin isteği ve hekimin raporu ile beş haftası doğum sonrasına ertelenir. İkiz, üçüz gebelik gibi çoğul gebeliklerde doğum öncesi izne iki hafta daha eklenir.

Sağlıklı olmayan gebeliklerde, düşük riski, kanama vs gibi sorunlar yaşanıyorsa ek olarak hasta raporu kullanabilir. İşçinin isteği üzerine ayrıca altı aya kadar ücretsiz izin kullanabilir. Ücretsiz izin talepleri işveren tarafından bazen reddedilmekte bazen de izin almak işçiye suç işlemiş gibi algılatılıp olumsuz davranışa maruz kalmaktadır. Bu noktada işçi örgütlerinin baskı oluşturması ve kadın dayanışması sorunu çözebilmektedir.

Kadınlar, hamilelik dönemi ve doğum sonrasındaki bir yıl en fazla 7,5 saat çalıştırılabilirler. Emziren kadın işçi gün içinde kendisinin seçeceği saatlerde bebek bir yaşına gelene kadar 1,5 saat ücretli süt izni kullanır. Yüz/ yüz elli arası kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde bir yaşından küçük çocukların bakılması, bırakılması ve emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından çalışma yerinden ayrı ve işyerine en çok iki yüz elli metre uzaklıkta bir emzirme odası kurulması zorunludur. Oda iki yüz metreden uzaksa işveren araç sağlamakla yükümlüdür. Ancak sözü edilen yasal zorunluluğun yerine getirilmiş olduğuna verilerle ulaşabilmiş değiliz. Bebekler bir yaşına gelene kadar kadınların iş saatlerinde azaltma yapmak daha yaygın bir uygulama gibi görünmektedir.

Yasada geçen ilginç bir belirlenim de, oda ve yurtlardan, kadın işçilerin çocukları ile erkek işçilerin annesi ölmüş veya velayeti babaya verilmiş olan çocukları faydalanır, ibaresidir. Erkek işçiye zorunlu olmadıkça bir yaşından küçük çocuklarından sorumlu olma zorunluluğu verilmemiştir. İşçinin kendisinin istemesi, çiftin farklı özerk durumları da dikkate alınmamıştır. Ayrı ya da ölü eşten kalan çocuklardan baba sorumlu olacaktır.

Çalışan kadının çalışma yaşamı ve annelik rolünü birlikte götürebilmesi zordur. Eşinin de kendisine destek olmasını sağlamaya yönelik yasal düzenlemeler içinde bebek bakımı için babanın ücrete tabi ya da ücretsiz mazeret izni alması gibi bir durum söz konusu değildir. Baba için bebek doğduğunda üç gün mazeret izni vardır. Baba asıl değil, destek amaçlı bile yasal olarak konumlandırılmamıştır. Bebek ve anne sanki birbirine yapışmış, bağımlı ve sadece annenin sorunu, sorumluluğu gibi düşünülmektedir.

Yasada oda veya yurt olarak yüz kişiden fazla kadın çalıştıran işverene bizim anladığımız “kreş aç” yükümlülüğü getirilmektedir. Ancak hem bu sayının üstünde kadın işçi çalıştıran işyerlerinin azlığı hem de kadınların üstündeki toplumsal, ekonomik baskılar yasal haklarını bile kullanmaktan alıkoyabilmektedir. Üstelik kurum kreşleri azalmakta veya ücretleri aileden alınan yüksek meblağlara dönüşebilmektedir.

“Benim çalıştığım üniversite hastanesinde sadece hemşire olarak 700’ün üzerinde kadın çalışan vardır. Hastaneye ait kreş yoktur. Üniversiteye ait olanın ise ücreti yaklaşık 300 YTL olup şirket hastanede çalışan şirket işçisi kadınların çocuklarına kapalıdır. En olabilir ihtimal kurum dışı çocuk kabulü olarak kreş hizmeti ücretlendirilir ve tam bilmemekle birlikte 300 YTL’nin üzerinde ödeme yapar. Hiç başvurun olmadığından gerçek bilgi yoktur.”

Çalışma yaşamına katılım kadının özgürleşmesi için gereklidir. Ekonomik bağımsızlık toptan bağımsızlık için koşuldur. Ancak annelik sürecinde zorlamaları kadınları işten ayrılmaya kadar sürüklemektedir. Hem gebelik, hem de doğum sonrası dönemde kadınlar bedenen, ruhen değişim geçirirler. Bu değişim bir anlamda doğanın kadına sunduğu mucizevî bir güçtür. Ancak ruh ve beden sağlığı geçici olarak bozulabilir ya da hassaslaşır. Bu dönem için kadınları koruyan yasal düzenlemeler sağlıklı toplum şartıdır. Kadının sağlığı ne kadar az korunursa bebeğin sağlığı, toplumun sağlığı da o derece bozulur. Bu nedenle daha fazla kar için kadınları istismar edebilen zihniyetle ortak mücadele edilmeli ve hepimizin çıkarı için iş güvenliği, işçi sağlığından tasarruf edilmemelidir.

Arama

Linkler