Sıfır Beden

Cuma, Aralık 19th, 2008 | Sayı 2

Yazar:  Nuran Kızılkan 
 

Sıfır beden;

bir rüyadan kâbusa uyanmak gibi  

Güzellik algısı zamanla nasıl da değişiyor… Bir zamanlar zenginliğin, asaletin, doğurganlığın sembolü şişman kadın zamanının algısında güzel kadın iken bu günün algısında güzel kadın kaybettiği kilolarıyla ünü, üstünlüğü, statüyü sembolize ediyor. Moda ikonu olarak anılan kadınların ve ünlü kadınların televizyonlardan, internet haberlerinden, gazetelerden gözümüze, zihnimize işleyen imajları kolektif  “güzel zayıftır” algısına yol açıyor. Eskiden bir dirhemi bin ayıbı örten kiloların şimdi bir dirhemi bin ayıp işitiyor.  

Kilo kaybetmek isterken yapılan diyetlerle az beslenen vücut, harcadığı enerji miktarını en aza indirgemeye çalışırken kadının doğurganlığı da bundan doğrudan etkileniyor. Angelina Jolie ve Victoria Beckham, seksi ve güzel olarak tanımlanan bu zayıf ve bunun alegorisi güçlü kadınların çocuk doğurmak istediklerinde yaptıkları ilk şey kilo almak oldu. Doğurur doğurmaz da hızla kilo kaybetmek. İmajlarını sarsmamak, ünlerini korumak adına avurtları çökük, bacakları bir deri bir kemik ve sağlıksız olmayı kabul ediyorlar.  

Sağlık Bakanlığı, vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünerek hesaplanan Beden Kitle İndeksi (BKİ)’nin sağlıklı bir kişide 20 ile 24,9 arası olması gerektiğini, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise yetişkin ve sağlıklı bir insanın BKİ’nin en az 18,5 olması gerektiğini belirtiyor.

Yetişkin kadınlarda en küçük beden olan 36 bedenden daha düşük olan ve sıfır beden olarak adlandırılan 32 bedene sahip kadınların BKİ değerleri ise 14-16 aralığına denk düşüyor.  

2006 ve 2007′de beş manken beslenme bozukluğuna bağlı sağlık nedenlerinden dolayı öldü. Bu modellerden ikisi kardeşti ve altı ay arayla kalp yetmezliğinden gencecik yaşta öldüler; biri 23, diğeri 18 yaşındaydı.  Kardeşlerin ajansı utanmadan bunun genetik bir rahatsızlık sonucu oluştuğunu iddia etti. Ailelerinin ve arkadaşlarının anlattıklarından anladığımız kadarıyla sadece meyve suyu veya salatalık ve kola ile beslenmeye (!) çalışıyorlarmış. Peş peşe gelen model ölümleriyle ünlü markalar, modacılar konseyleri, hükümetler, modacılar sarsıldı. İngiltere’de, ardından da İspanya ve İtalya’da defilelere sıfır beden mankenlerin çıkartılmaması kararları alındı.  

1992′de Benetton için AIDS’ ten ölmek üzere olan bir adamı fotoğraflayan, her kampanyasıyla olay yaratan provakatif reklâmcı Toscani son olarak bir moda grubunun No-lita isimli markasının ilanında 14 yıldır anoreksik olan, 27 yaşında ve 31 kilo gelen bir mankeni kullandı. Toscani, bu ilanın amacının  ‘moda tanrısı’nın dayattığı zayıflık çılgınlığının sonuçlarından anoreksiyanın nasıl bir hastalık olduğunu göstermek olduğunu söylüyor, ancak ilan gün yüzüne çıktığı andan itibaren ciddi eleştiriler aldı. İtalyan Anoreksiya Çalışmaları Derneği Başkanı Fabiola De Clercq, fotoğrafta görülen kadının tedavi görmesi gerektiğini, resmi çok itici ve kaba bulduğunu söyledi. De Clerq’e göre ilan anoreksik insanlara yardımcı olmaktan çok uzak, hatta ilanı gören anoreksikler, resimdeki kızdan daha ince olmayı bile düşünebilirlermiş.

Sıfır bedenin “çirkin” kız kardeşi anoreksiya nedir peki?

  • Kilo almaktan derin ve güçlü bir korku duyma,
  • beden imajı bozukluğu ve
  • birbirini takip eden en son 3 adet döngüsünün yaşanmamış olması.

Anoreksik hastalar vücut ağırlıklarını normal bir insanın vücut ağırlığının %15′ine denk gelen bir ağırlıkta tutmak için yemek yemeyi redderler. Anorexia kelimesi Latince iştah kaybı manasındadır.

Ancak bu hastalığın böyle adlandırılması çok da isabetli değildir çünkü hastalar genellikle açlık olgusunu yok sayarlar, yeme arzusuna müdahale ederler. Sık sık başkaları için yemek yapma, yemek yiyecekmiş gibi yapıp yemeklerini saklamak gibi yemediklerini başka insanlardan saklama gayreti görülmektedir.

Herhangi bir yaş grubundaki kadınlarda hatta erkeklerde de görülebildiği halde genellikle buluğ çağındaki çocuklarda ve genç kadınlarda daha sık rastlanmaktadır. Magazinin, moda dünyasının ünlülerinin günümüz aristokrasisinin şaşaalı dünyasında ısrarla sunulan “ideal imaj”a ulaşmak isteyen yetişmekte olan kadınlar bu ölçülere erişmek için takıntılı ve acımasız bir şekilde diyet yapmaya başladıklarında anoreksiya olma tehlikesiyle karşılaşıyor.

Günde 1000 kalorinin altında besin tüketmeye başlıyor, yağı ve eti keserek sadece sebze ile ya da meyve-sebze suyu, kola ile besleniyorlar. Yeteri kadar kalori almadıkları ve gerekli besin elementlerini alamadıkları için hızla doku kaybına uğruyorlar.  Tırnaklar ve saçlar zayıflıyor, ciltte kuruluk ve sarı bir renk oluşuyor.

En üzücüsü ise bütün o kemikleri çıkık görüntülerine rağmen kendilerini halen şişman buluyor oluşları.

Saç, tırnak bir yana anoreksıya bunlardan daha da önemlisi kalp atışlarını ve kan basıncını azaltıyor, bu rahatsızlığı olan kişilerde ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği gibi rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Beslenme yetersizliği sonucunda kalsiyum eksikliğine bağlı kemik erimesi ve kemiklerin kırılgan hale gelmesi görülüyor. Ve olabilecek en kötü şey bazıları bu süreci ölümle noktalıyor.

Anoreksiya hastalarından %6 sı, tedaviden sonuç alamayarak ölüyorlar.  

Peki bu kadınlar neden hastalanıyorlar?

Sıfır beden, imajı elbette birdenbire ortaya çıkmadı. Uzun süredir çocuklaşmış, zayıf kalmış beden imajları zihnimizde ve belleğimizde. 70lerin sıska mankeni Twigy ve 80lerin masal prensesi Diana. Kadın bedeninin kimliğinden, ruhundan ayrı kabul edilmesi ve bir kabuk gibi sunulmasının getirdiği bir sonuçtur bu. Birdenbire (!) nerden çıktıkları belli olmayan sıska mankenlerin fırlayacakmış gibi duran kemikleri, solgun yüzleri ve hayalet bedenleri gözümüze Toscani ile birlikte batmaya başlamışsa da sıska “çocuk bedenli” kadınların gözümüze hoş gösterilmesi bir öykünme aracı olması çoktandır var. Medya şimdi sıska çocuk kadınları kovalıyor, alay ediyor, hastalıklı ve anormal olduklarını ifşa ediyor ya, bir gün tekrar sıfır bedenin hortlamayacağını kimse iddia edemez.

Ne yememiz gerektiğini, nasıl diyet yapılacağını, kilo vermemizi, almamızı dikte eden görsel iktidarın dili halen zayıf kadını güzel bir imaj olarak dayatıyor.  Bunun sonucu olarak gelişebilen anoreksiya; zayıf kadının iskelet kız kardeşi, bir uğursuz gibi muamele görüyor.

Bütün bu imajları biraz kazıdığımızda bedenimiz üzerinden bir kadını kimliksizleştirmeye, cilalı imajla kaplı, içi boş kof bir kabuğa dönüştürmeye çalışan bir müdahalenin izleri çok açık.

Diyet yapmak zorunda değiliz, light yiyecekleri tüketmek, zayıflama ilaçlarına bağımlı olmak, sağlığımızı bozmak, bedenimize zarar verecek ve bize acı verecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değiliz. Kadın olmak için, İnce ve narin olmamız, küçük bedenlere sahip olmamız gerekmiyor. Yoksa bu sıfır bedenin temsil ettiği sıfır kadınlar olarak kalacağız.

Tags:

Arama

Linkler