Kadın bedeninin en doğal işlevlerinden biri; Doğum

Salı, Ekim 28th, 2008 | Sayı 4

Yazan: Dr.Filiz Ayla

Doğursak da doğurmasak da doğum, zihnimizin ve hayatımızın bir yerinden gündemimize girmiştir mutlaka. Belki de heyecanlı ya da bezgin tartışmalar yapmışızdır, ne tür bir doğum, ya da neler yaşanıyor ya da şart mı gibi konularda. Bu yazımızda ise tüm bu tartışmalara dokunmadan doğumun olağan gidişatını anlatmayı seçtik. Gebelik nasıl bir uyaran ile sonlanmaya başlıyor, bu süreci neler etkiliyor, bedenimize neler oluyor ya da olabilir…

Gebelik hesapları kadının son adet kanamasının ilk günü üzerinden yapılır. Bu tarih “bir” kabul edilirse doğumun 280 gün veya 40 hafta sonra olması beklenir. Ya da başka bir deyişle 9 ay 10 gün!
Eğer neden 280 gün ya da 40 hafta sürer derseniz, en olası yanıt bebeğin kendi başına yaşayabileceği hale gelmesidir. Ama 260. gün ya da 290. gün neden değil; sorusuna kimsenin açık ve tatmin edici bir yanıtı yok. Sadece biliyoruz, hep böyle olmuş ve böyle olmaya devam ediyor. O tarihten daha önce ya da sonra doğal doğum olmaz mı desek? Olur, hatta beklenen doğal doğum zamanını 280 gün ya da 40 hafta sonraki beklenen günün 15 gün öncesi ve 15 sonrasına genişletebiliriz. Yine de sonraki 15 günlük sürenin kullanması pek önerilmemektedir. Çünkü bu dönemde plasentanın bazı özelliklerinin azalması ile bebeğin ihtiyaçlarının karşılayamaz hale gelmesi mümkündür. Bu nedenle gecikmelerde birkaç günlük beklemeden sonra sezaryen ameliyatı tercih edilir.

Doğum, başlangıç anı hala gizemini korumasına rağmen gidişatı, riskleri, kolaylaştırıcı ya da “zorlaştırıcı” müdahaleleri; kısacası enikonu, sağısolu hakkında en fazla araştırma yapılan ve bilgi toplanan konulardan biri.

Klasik bir tanım yaparsak;
Doğum, bebek ve onunla bağlantılı plasenta gibi dokuların rahim, rahim ağzı, çevre doku ve yapıların katılımıyla kadın bedeninin dışına çıkmasını sağlayan eylemdir. Elbette bu eylemin bir öznesi vardır o da gebe kadın. Yani doğum kadının bir eylemidir.

Doğal doğum, kendiliğinden başlayan bir süreçtir. Bu dönemde hipotalamustan salgılanan oksitosin ve endorfin adlı hormonlar da süreç üzerine etkili olurlar. Oksitosin özellikle kasılmaları başlatır. Rahimin gebelik döneminde oksitosine duyarlılığı artar. Ayrıca Oksitosin süt kanallarının kasılarak sütün memeden dışarı çıkmasını da sağlayan hormondor. Endorfin ise ki bu “endojen opioid” denilen hormon grubundandır ve bu bedenimizde bulunan doğal bir ağrı kesici ve rahatlatıcıdır. Onun sayesinde doğal doğumda dıştan bakıp hayal edilebilecek seviyede bir acı ve ağrıya yol açmayacaktır. Oksitosin artıp kasılmalar sıklaştıkça endorfin salgısı da artar ve hem süreci kolaylaştırır hem de gebenin ve bebeğin rahatlamasını sağlar.

Doğal doğum için en önemli yapılardan biri de kalça kemiği ve kuyruk sokumu kemikleridir. Bunların oluşturduğu çemberimsi yapı bebeğin içinden geçeceği kanalın sert çatısını oluşturur. Bu nedenle kalça kemiğinin yapısı, boyutları, eklem bağlarının esnekliği doğumum gerçekleşebilmesi için tartışmasız öneme sahiptir.

Doğum öncesi bebeğin doğum kanalına yöneliş pozisyonu mutlaka bilinmelidir. Bu da hem jinekolojik muayene hem de karın üzerinden yapılan muayene ile saptanır. Günümüzde US tetkikleri ile bebeğin durumu net ve detaylı görülebilmektedir. Doğumların yaklaşık %90 ında bebek başı ile doğum kanalına yönelir. İlk doğumunu yapacak gebelerde 38 haftada bebek bu yönelişi yapar. Daha önce yapılmış doğumu olan kadınlarda bebek daha geç hatta doğum sırasında bile bu pozisyonu alabilir.

Doğum tıp tarafından 3 evrede açıklanıyor:

1. EVRE : bu dönem düzenli ağrı ve rahim kasılmalarının başlaması ile başlar. Doğal gidişatta bazen ağrı duyulmasa bile rahim kasılmaları net biçimde hissedilir. Özellikle elle karın üzerine dokunulduğunda rahmin sertleşmesi ve ardından yine gevşemesi çok net hissedilir. Kasılma aralıkları 2-4 dakika arasıdır ve süresi en az 20-30 sn dir. Bu durumda doğumun başladığını anlayabilirsiniz.

Rahmin, kasılan kısmı üstte olan daha geniş kısmıdır. Bu kısım kasılmalarla sıkılaşıp kalınlaşır ve güçlü itişler yapar. Daha altta rahim ağzına yakın kısmı ise sürece daha pasif olarak katılır. Esas olarak daha incelir ve genişleyerek bebeğin geçişine yer açmaya başlar. Bu hareketlerle bebek aşağı doğru itilir. Özellikle bu evrede yatar pozisyonda olmak kadın için süreci yavaşlatacak bir pozisyon sayılabilir. Oysa daha dikey pozisyonlar ya da ayakta dolaşmak yerçekiminden de yararlanmayı sağlar ki süreci kolaylaştırır.
Sürecin başında rahim ağzı yumuşayıp esnemeye ve öne doğru yer değiştirmeye başlar. Aynı zamanda kalın bir tabaka olan rahim ağzı incelmeye ve genişlemeye başlar. İlk adımda 3-4 cm açılır bu döneme “Hazırlık dönemi” denilir. Açılmanın 3-4 cm oluşundan sonra gidişat biraz daha yoğunlaşır ve rahim kasılmalarının sıklığı ve şiddeti artar. “Esneme ve açılma dönemi” denilen aşama başlamıştır. Rahim ağzının açılması hızlanır ve bebeğin içinde bulunduğu su kesesi genellikle bu dönemde yırtılır. Bu dönem genellikle ortalama 3-5 saat sürer. Rahim ağzının tam açılması, 10 cm’e ulaşması ile 1. Evre sona erer. Bu aynı zamanda 2.EVRE nin de başlamasıdır.

1.Evre’de gebenin yanındaki doktor ya da hemşire doğumun doğal gidişatını değerlendirmek amacıyla hem kadının hem de bebeğin durumunu izler. Bu izlemede bebeğin kalp ritmi, kasılmaların düzeni ve süresi, belli aralıklarla rahim ağzının durumu ve bebeğin ilerlemesi, annenin tansiyon nabız gibi verileri değerlendirilir.

1.Evrenin başlaması ile gebenin idrar torbasını boşaltması ve kendini rahat hissetmesine yardımcı olmak ve enfeksiyon riskine girmemek için kalın bağırsaklarını gerekiyorsa lavman yardımıyla boşaltması tercih edilir. Diğer yandan gebe kadının ıkınmasına yol açan durumlarda dışkılama ya da idrar yapma kaygısı ile ıkınmayı önlemeye çalışması gidişatı bozacak ve doğumu güçleştirecektir.

2. EVRE : rahim ağzının 10 cm açılması ve tam incelmesinin tamamlanması ile bu evre başlar. Bebeğin bedeninin tamamen anne bedeni dışına çıkması ile tamamlanır.

Bu evre doğal doğumda, eğer gebenin ilk doğumu ise 2 saat, ilk doğumu değilse önceden doğumu varsa 1 saat sürebilir. Bu süreler aşılmışsa “uzamış” sayılır. Rahim ağzı vajinanın içine doğru uzamıştır ve bebeğin kasılmalarla bu kanalda ilerlemesi gerekir. Bebek başının ön kısmı ile kanala yönelir, önce başı öne doğru bir eğilme yapar kafa tepesi kanala yerleşir. Ardından kanaldan çıkışta geri doğru bir dönüş yapar. Bu dönemde hemşire ya da doktorun sürece yardımı kolaylaştırıcı olacaktır.

2.Evrede izlenmesi gerekenlerin başında süre gelmektedir. Çünkü sürenin bebeğin sağlığını tehlikeye atacak kadar uzamaması gereklidir. Bebeğin kalp atımları 10 dakika aralıklarla izlenir. Anneye kasılmalarla birlikte ıkınması ve kasılma aralarında dinlenerek derin ve sakin solumun yapması için destek olunur.

Başı çıkan bebeğin ilk önce bir omzu ki bu ön pozisyonda olan omzudur sonra da diğeri çıkar. Bu aşamada bebeğin pozisyonu anne bedenine göre yana dönmüştür. Bedenin geri kalan kısmı kolayca kendiliğinden gelir.

Bu evrede bebeğin başı perineden(vajinanın dıştan çevresini saran kasların olduğu bölge) geçerken bazen esneklik yetersiz kalıp geçişi zorlaştırabilir. Bu durumda vajinanın dış kenarındaki dokuda renk solması gerilme görülür. İşte bu durumda doktor bu bölgede epizyotomi denilen bir kesi ile geçişi genişletir. Epizyotomiden kaçınmak için doğum sürecinin doğal zamanlamasını ve ritmini izlemek, acele etmemek genellikle işe yaramaktadır.

3. EVRE : Bebeğin çıkışından sonra plasentanın rahimden ayrılması ve onunda vücudun dışına çıkması 3. evreyi oluşturur. Bebeğin doğmasıyla onu plasentaya bağlayan göbek kordonu kesilir. Bebeğin temel sağlık göstergeleri kontrol edilip bebek annesinin kucağına verilir. Bu temas hem anne hem de bebek için rahatlatıcı ve sakinleştirici olacaktır.

Yalnız kalan plasenta 5-10 dakika içinde rahimden ayrılır. İlk önce rahim toparlanıp sertleşir ve yuvarlak bir hal alır. Ayrılmayla ortaya çıkan kan plasentadan önce dışa akar ve plasenta vajinaya doğru ilerler. Bu doğal ayrılma sürecinde ağrı ya da acı duyulmaz. Göbek kordonunun plasentaya bağlı olan kısmının dışa doğru uzaması plasentanın rahimden ayrıldığını gösterir. Bu olay rahmin de kalça kemiğinin oluşturduğu çatıya (pelvik boşluğa) doğru inmesine neden olur.

Plasenta kordonun yardımıyla dışarı alınır, ama asla zorlama yapılmaz. Eğer epizyotomi kesisi varsa dikilir. Rahimde kanama kontrolü yapılır ve doğum biter.

Doğal doğumdan sonra sanılanın aksine kadın yorgunluğuna rağmen enerjik olur. Yatak istirahatini 5-6 saatten uzun tutmamak ve kalkıp dolaşmak dolaşım sisteminde ortaya çıkabilecek sorunları önler. Mutlaka ilk 6 saatin sonunda ayağa kalkması ve dolaşması gereklidir.

Doğumdan sonra “puerperium” adı verilen dönem vardır ki biz onu lohusalık olarak tanıyoruz; üreme sisteminin gebelikten önceki haline döneceği dönem vardır. Bu dönem 6 hafta kadar sürer ve kadınlar arasında 40 gün diye adlandırılır. Doğum yapan kadının bu zamanda mümkün olduğunca dinlemesi gerekir.

Doğumdan sonra rahim yaklaşık 20 haftalık gebelik büyüklüğünde kalır. Altı hafta sonra ise eski boyutuna dönmüş olur. Rahimin iç tabakasının gebelik öncesi haline dönüşü için gerçekleşecek yapısal değişiklik önce pembemsi ve giderek saydamlaşan bir akıntıya yol açar. Bu akıntı en fazla 6 hafta .içinde sona erer. Bu dönemde cinsel ilişki de kadın için sağlık riskine yol açar.

Doğal doğumun gerçekleşmesi açısından anne ve bebekten kaynaklanan sağlık sorunları varsa doğum tıbbi işlemlerle gerçekleştirilir. Ya da doğal doğum sürecine müdahaleler yapılır.

Ancak bu sürecin kendi ritmi ve işleyişi olduğu unutulmamalıdır. Eğer bir risk söz konusu olmadan sürece müdahale ediliyorsa bunun kolaylaştıcı olmaktan ziyade süreci kesintiye uğratacağı ve o andan sonrasında kadının insiyatifini yok edeceği bilinmelidir. Örneğin 25-30 yıl önce doktor ya da ebe kadının yeterince güçlü ıkınamadığına kanaat getirip rahim üstüne başka biri tarafından baskı yapılmasını isteyebiliyordu. Böylesi gereksiz hızlandırma çabalarında beden kendini korumaya alıp süreci yavaşlatabilmekteydi. Belki de bu nedenle hemen her kadına ilk doğumunda epizyotomi yapılmaktaydı. Çünkü perinenin esnemesi sabırla beklenemiyordu.

Sormak istiyorum, doğal yolla doğum yapması uygun olan ve öyle de yapmak isteyen bir gebeye bir hekim neden “şu gün gel” diye doğum randevusu verir. Henüz başlamamış bir doğumu başlatmaya çalışır?

Eğer sağlık riskleriniz yoksa ve doğal yolla doğum yapacaksanız birkaç noktaya dikkat çekmek isteriz. Bu sizin insiyatifinizde olan bir süreçtir. Bedeniniz sizi yönlendirecektir. Bu nedenle asla doğum başlamadan onu başlatmaya çalışılmamalıdır. Çünkü bu durumda doğal yolla doğum yapma şansını kaybetmiş olacaksınız. Rahim kasılmalarını başlatmak için yapay oksitosin kullanıldığında doğal oksitosinin salgılanması engellenmiş olacak ve ağrı kesici hormon endorfinin salgılanması zorlaşacak. Bu durumdaki bir kadın doğal doğum sürecini yaşayan birinden çok daha fazla sancı duyacaktır. Sürecin uzaması bebek ya da anne için sağlık sorunu yaratmıyorsa neden sabırla beklemiyoruz diye sormalıyız. Ve başka bir soru da “neden sürfecin insiyatifini benden alıyorlar ya da ben başkalarına veriyorum” olmalı.

Doğum konusunda korku yaratan bir çok söylenti ve anlatı olduğunun farkındayız. Hatta bu konunun günümüzde özellikle genç kadınlar için ürkütücü bir canavara dönüştüğünün de farkındayız. Diğer yandan bilgi eksikliği ve hatalı bilgiler doğumları zorlaştırdıkları gibi kadınları bazen gereksiz tıbbi müdahalelere de mahkum edebiliyor. Oysa doğum için her sektörde ve ev ekonomisinde harcanan kaynaklarla doğum öncesi bilgi alma/verme ve hazırlık için ayrılan daha doğrusu ayrılmayan kaynaklar arasında dev bir uçurum var.

Bedenimizin en doğal işlevlerinden olan doğum hakkında bilgi almak ve hazırlanmak en temel sağlık haklarımızdan biridir. Doğum hastaneleri, üniteleri kadar gebe bilgi ve danışma merkezlerine, hazırlık programlarına ihtiyacımız var.

Tags:

Arama

Linkler