Genç Görünme, Yaşını Göstermeme

Pazartesi, Eylül 29th, 2008 | Sayı 3

Yazan: Proje Koordinatörü Nuran Kızılkan

Lanet mi lütuf mu? Genç göstermek, yaşını göstermemek…

Aaa 38 yaşında mısın hiç göstermiyorsun? Memnun bir gülümsemenin dudağın yanından muzaffer sarkışı ya da sözümüz dinlenmediğinde, bize çocuk gibi davranıldığımızda sesimizin hiddete benzer bir sertlikte çatlayarak çıkışı. Yaşımızı göstermediğimizde yaşanabilen gurur/kibir/memnuniyet ya da hırçınlıklarımız. Yaşından daha büyük göstermek de var, bu görece olarak en kötüsü galiba… Nedense kadının genci/genç göstereni daha makbul ya da kadınlar rakipleri kendilerinden daha genç kadınlar olduğunda sanki baştan yenik hissediyorlar ve genç kadınlar kendilerinden yaşça büyük kadınlara dair daha acımasız olabiliyor, erkeklerin beğenisi söz konusu olduğunda. Şişman olduğu için yaşından büyük gösterdiğini düşünenler, 40 olduğu halde 45 sayılıp hayal kırıklığı yaşayanlar, hayal kırıklıklarına suçu atanlar.

Kulaklarımızda yer etmişti hani, “hangi yaşta olduğun değil kendini hangi yaşta hissettiğin önemlidir”, ben uzunca bir süredir bunu artık hiç işitmediğimi farkettim. Sanki artık kimse kendini hangi yaşta hissettiğinle ilgilenmiyor da herkes hangi yaşı gösterdiğinle ilgileniyor. Es keza yaşını daha az göstersen neyi nasıl yaptığınla ilgileniliyor. Es keza yaşını göstermemeyi beceren de bunun için ne yaptığını, nasıl yaşadığını büyük bir gururla anlatıyor, efendim ben yoğurt çok yerim, sigara hiç içmedim, sonra kara üzümü çekirdeğiyle yemek çok faydalı bir şey, ha tabi bahsetmeyi unutmuşum genler, ne yapalım bazı şeyler genetik tabi… Bir de gerçek yaşının (real age diye geçiyor: bedeninizi ne kadar iyi kullanabildiğinizle ilgili biyolojik yaşınızmışşş….) nüfus kağıdındaki yaşından daha küçük çıktığına çok sevinenler var, ölçtürüp ben 40’ımdayım ama gerçek yaşım 24 çıktı diyerek çok sevinenler. Çok saygın, otorite doktorlar var ya şimdi, ağızlarından çıkanı hepimiz eğitimli maymunlar gibi uygulamaya çabalıyoruz, yeniçağın sağlıklı/kaliteli yaşam guruları. Onlar bize uzun yaşamanın, dinç (genç) kalmanın sırlarını çıtlatıyorlar, hatta bazıları, şunları yapar, bunları yersek hayatımızı ne kadar daha uzatacağımızı tayin ediyorlar. Ellerdeki yaşlanma belirtileri giderilmeye, gıdılar alınmaya, çoktandır göz çevresi, dudak kenarı kırışıklıkları, gözaltı torbaları, kremler, botoks vs ile ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Saplantılı bir halde yaşımızı gösteren her şeyle büyük bir mücadele içindeyiz sanki. Topyekûn savaş açmışız yaşımıza, yaşadıklarımıza, yaşarken yaşlanmamıza.

Ha bire her yerde yaşlanmayı yavaşlatmak, geciktirmek, hatta yaş alıp hiç yaşlanmamak için çılgınlar gibi çırpınıyoruz, modern, kentli, az/çok gelişmiş (ne demekse gelişmişlik), imajın kişiyi aştığı nesneleştirdiği toplumlarda. Kaliteli uyku, kaliteli zaman gibi kavramların aklımızda fink attığı, yaşam kalitemizi arttırmakla çok meşgul olduğumuz içinde yaşadığımız bu kalite çağında, bu kaliteye olan takıntılı tutku, sanki niceliksel yaşantıda nitelik arama, zorla bulma, bulmakta ısrar, bulduğunu ispat etme çabası gibi. Yaşlanmaya inat etme, yaşama inat etme, niceliksel şeylerle nitelik kazanma arayışı gibi. Kızıyla kardeş gibi görünmek, 120 yıl yaşamak, yaşından daha genç olmak ya da öyle görünmek bu çağın iteleyici dürtüleri oldu. Herkes çılgınca daha genç görünmeyi istiyor, gençliğin enerjisine, yüzündeki sağlıklı ışıltıya, hiçbir şey yapmadığı halde (!) doğal (!) olan çekiciliğine özlem duyuyor.

Arama

Linkler