Başlarken
Pazartesi, Eylül 15th, 2008 | Sayı 1
Kendi bedenine bakarken utanan hatta bakamayan, dokunmaktan korkan, hele hele üreme organları söz konusu olduğunda çoğu vajina ile rahmin aynı organ olduğunu zanneden bir kadınlar dünyasında yaşıyoruz. Diğer yandan farklı kanallardan kadının cinselliği abartılarak bedenini teşhir etmek ya da gizlemek ikilemi arasına sıkıştırılarak kadınlara bedenleri ve kadınlıkları üzerinden toplumsal modeller sunuluyor. Tüm bunların arasında “kadın sağlığı” çoğu zaman gündem dışı kalıyor ya da spor salonlarının, güzellik merkezlerinin, popüler diyet listelerinin arasında kaynayıp gidiyor.
Uzun yıllar önceydi ve gebelik hormonu içeren doğum kontrol yöntemlerinden biri hakkında bilgi veren toplantılardan birindeydim. Konuşmacımız bir erkek hekimdi ve dinleyici kadınlara bu yöntemi kullandıklarında “kullanma süreci boyunca adet olmaktan da kurtulacaklarını” söyleyiverdi. İlk o zaman aklıma takılmıştı; “adet olmaktan kurtulmak! ” bir kadın neden bunu istesin ki diye düşündüm bu bedeninin doğal bir işlevi. Üstelik içinde yaşadığımız kültürel atmosferde kadınların adet kanamasını sağlıklarının bir kıstası olarak algıladığının da farkındaydım. Bedenlerinde her şeyin yolunda gittiğini hissediyor ve düşünüyorlar, eğer cinsel hayatları varsa gebe olup olmadıkları hakkında bir ön test anlamına geliyor, gebelik hormonunun etkisiyle bedenlerinde oluşan ödem geçiyor ve kendilerini daha canlı hissediyorlar. Ama erkek hekimimiz elindeki bilgiye elbette kendi gözünden bakmış ve anlatmıştı.
Sonraları gerçekten de adet kanaması yaşamaktan mutsuz olan hatta “bir kesilsem de kurtulsam” diyen kadınlar gördüm ve görmek için bakınca onların da hiç az olmadığını anladım. Bu kez düşünme yönümüz “bir kadın neden bedeninin doğal bir işlevinden böylesi kurtulmak ister” sorusu yönünde oldu. Ve sizlerin de bildiğiniz gibi kadın bedeni, işlevleri ve sağlığı üzerinde geleneklerin, kültürün, değer yargılarının, modanın, bilimin etkisinin kadınların algılarını şekillendirip onları kendi bedenlerine yabancılaştırmakta olduğu gerçeği ile karşılaştık.
Kadın sağlığı derken sadece doğurganlık ve doğurganlıkla ilgili organları, işleyişleri ve süreçleri değil kadının tüm bedenini ve sağlığını kastediyoruz. Çünkü bedenimiz bir bütün ve saçımızdan tırnağımıza kadar her parça tüm işleyişten, hormonlarımızdan etkileniyor. Hastalıkları biz kadın bedenimizle yaşıyoruz bu da diyabetten, şizofreniye kadar farklılıklar barındırıyor.
Sağlık için “bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik hali” tanımı günümüzde en genel kabul gören tanım olduğundan biz de konuya buradan bakalım istedik. Böylece sağlığımızı etkileyen durumları düşündüğümüzde karşımıza çok uzun bir liste çıkıyor.
Örneğin beslenme alışkanlıklarımız, geleneksel beslenme biçimleri ve beslenmeyi etkileyen geleneksel tutumlar, moda beslenme biçimleri, diyetler, beden modelleri ve tüm bunların arasından gerçekten ihtiyacımız olan beslenmeye nasıl ulaşacağımız sorusu “Zühre”nin tartışmalarından biri olacaktır…
Ya da bedenlerimizin hareketle ve sağlıkla ilişkisi söz konusu olduğunda; sağlıklı yaşamamıza yardımcı olacak hareketliliğe sahip miyiz, bunun için uygun ve yeterli alanlarımız var mı, peki motivasyonumuz var mı, yoksa “fazla hareket göze mi batıyor”, “kız koşmaz, ağaca çıkmaz, top oynamaz v.b.” koşullandırmalarla mı büyütüldük.
Sağlık bilgilerini ve sağlık hizmetlerini nasıl ve nerelerden alabiliyoruz, engellerimiz neler, ücretsiz hizmetler neler, üreme sağlığı hizmetleri koruyucu sağlık hizmetleri kapsamına giriyor mu, ya da hangileri giriyor, bu durum sağlığımızı nasıl etkiliyor? Yasalar sağlığımızı korumamıza ne kadar yardım ediyor nerede eksikler var?
Doğurganlığımızı kendimiz kontrol edebiliyor muyuz? Bu konuda ücretsiz hizmet alabiliyor muyuz? Yoksa gelenekler, inanışlar, erkek egemen aile yapısı, çevresel baskı mı bizi yönlendiriyor ve aynı zamanda sağlığımızı da kontrol mü ediyor?
Bedenimizden işleyişinden ve hallerinden söz ederken kullandığımız dil nedir. Adet kanaması için “kirlenme”, “hastalık” gibi ifadeler kullandığımızda kendimizi nasıl algılıyoruz ve kadın olmakla ne kadar barışığız; bu, ruhsal ve bedensel sağlığımızın yanı sıra sosyal duruşumuzu nasıl etkiliyor? Bu liste bizim ve sizlerin ekleyecekleri ile daha uzun olacak.
İnanıyoruz ki bedenimiz hakkında doğru ve eksiksiz bilgiye sahip olmak ve nasıl sağlıklı olacağımızı bilmek bizleri her alanda daha da güçlendirecektir. Bu durum biz kadınların kendi bedenleri ile ilişkisini ve kendilerine karşı sorumluluklarını geliştirecek bir adımdır.
Amacımız daha çok kadının “bedenim benimdir” diyebilmesine katkıda bulunmaktır ki bu bizleri kararlarımızda ve taleplerimizde daha güçlü kılacaktır.
Kadın sağlığı, sağlık hakları ve tüm bunlara kadın gözüyle bakmak; uzun zamandır üzerinde çalıştığımız ve tartıştığımız bir konuydu. Yine de ilk sayımızı hazırlamak, konuları seçmek düşündüğümüzden uzun bir zaman aldı ama sonunda işte dergimiz elinizde.
İsteğimiz Zühre’nin okurların katılımıyla ve okurların yazarlığıyla gelişmesi.
Ve daha yüksek sesle ve hep birlikte “bedenlerimiz bizimdir” demek!
